15 Mart 2010 Pazartesi

Mısır (İskenderiye-Kahire-Sharm El Sheikh)

6 MART 2010
Nihayet Mısır'dayız... Gittik, ay yok gidemedik, seneye gideriz, aman martta gidelim hava güzel oluyormuş... derkeeenn... bu sefer gerçekten de gittik...;) Bu gezi yazısı da orada, İskenderiye'de uçaktan inip otobüse bindiğimiz andan itibaren yazdıklarımdan ve yazmayıp da aklımda kalanlardan derleyip toparlandı...
Yolculuğumuz biraz komikti.. Turumuzda en gençlerden biri bizdik.. 50 yaş ve üstü hatta 80 yaş civarında insanlar da vardı.. Helal olsun valla.. Ne güzel o yaşta gezip görme isteğindeler... Uçakta arkamızda 2 genç çocuk ve 1 kadın vardı. Tüm yol hiç susmadılar..Kadın acaip geveze bir tip. İnşallah bizim otobüste olmazlar diye ümit ettim tüm yol..:) Mısır'a geliyor ama nasıl bir yerdir, nerede kalıcaz, Mısır'da gezilecek yerler nelerdir hiçbir şey bilmiyor hatun.. Biz Altan'la konuşurken hemen atladı ve "Nesi meşhurmuş Mısır'ıınnn?" diye soruverdi.. Ben "papirüs alabilirsiniz" dedim.. Hanımefendinin cevabı yine bir soru oldu: "O ne ki?":) Hayır şimdi anlatsaaann bi türlü..başka sorular gelecek eminim, anlatmasan başka türlü.. Biraz anlattık tabi ama ne kadarını hafızasında tuttu orası meçhul..

İskenderiye havaalanı ilkel bir alan. Şimdiye kadar gördüğüm en ilkel alan diyebilirim. Havaalanından çıkar çıkmaz ilk olarak karşınıza Peugeot'un çoooooooooookkk eski bir modeli taksi olarak çıkıyor.Her yer size çölde olduğunuzu hissettiriyor. Etraf hep kum... Daha dakika bir goooll bir, bir Mısır klasiği olan ve her yerde her Türk'e milyonlarca kez söylenen "Yavaş yavaş Hasan Şaş" repliğini duyuyoruz..

Herkes tamamlanınca İskenderiye turu için hareket ettik. Rehberimiz Mısır tarihi,efsaneleri,bugünü,Mısır insanı hakkında bilgiler veriyor. Mısırlılar deve hızıyla hareket ederlermiş. Bizim için saat 2 ise onlar için o 2 de olabilirmiş, 3te olabilirmiş, 4 te olabilirmiş.. İnşallah 2 dir felsefesini benimsiyorlarmış..:)

İskenderiye sahil yolu İzmir kordon gibi diyorlar ama bence pek de bir ilgisi yok... Yol boyunca çok çeşitli yapılar gördük ama ilginç olan; deprem bölgesi olmasına rağmen binaların hep çok yüksek olması bence.. Devasa boyutta Four Seasons oteli bak bak bitmiyor...
Panoramik tur esnasında önce mimarisi Floransa'daki Palazzo Vecchio'nun çok benzeri olan Montaza Sarayı'nın önünden geçtik.. Floransa'ya ayrı bir sevgim olduğundan olsa gerek daha adını duyar duymaz oturduğum yerde dikildim hemen görebileyim diye..;)

Sonra İskenderiye kütüphanesinin önünde 10 dakika fotoğraf ve hava alma molası verdik.
Kütüphane daire şeklinde.. Burada gördüğüm en modern bina diyebilirim sanırım..




Daha sonra dünyanın 7 harikasından biri olan İskenderiye Feneri'nin yerine yapılan kalenin önünde 10 dak mola verdik.. Fotoğraflar çektik..
En son olarak da İskenderiye'nin meydanında 1 saat yemek, içecek, ihtiyaç molası verdik Kahire yolculuğu öncesi. Biz de rehberimiz İsmail Bey'in tavsiyesiyle Markiz pastanesi tarzında bir yer olan Trianon Pastanesi'nde İskenderiye Pizzası yemek istedik. Pastane 1905ten beri açıkmış.

Ve işteee İskenderiye manzaralarından bir demet...



7 MART 2010

Gece uzuuuuuuuunn bir yolculuktan sonra 12 gibi Kahire'ye vardık. Yoldaki kazadan ötürü 1 saat kadar rötarlı geldik. Gece karanlığında otoyolda giderken rehberimizin uyarısıyla dikkatimizi çeken bir olay var. Bu Mısırlı arkadaşlar gece farlarını yakmadan ilerliyorlar yollarda. Sebep? diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Hemen söyliyim; "delikanlı adam farlarını yakmadan gider".. yaaa... ancak ve ancak metroseksüel olanlar farlarını yakarlarmış..Karanlıkta nasıl gidiyorlar derseniz... O da Allah'ın işi..Yok yok dalga geçiyorum sanmayın, hemen her arabada direksiyonun önünde Kur'an-ı Kerim var. Yani o koruyor adamları..;)

..O kadar rötara bir de üstüne rehber otelleri şaşırdı. Radisson Blu'da kalacağımız yazılıyken Concorde'da kalacaksınız dedi. Concorde'un önünde bir güzel herkes bavulları indirdi(herkes derken bu otelde kalacağı rehber tarafından okunanlar), sonra ayy yokk siz haklıymışsınız diyip geri yükletti bavulları ve bu sefer diğer grup indi.. Neyse ki sonunda otelimize geldik ve odamıza yerleştik.. Kahire'de turlar yoğun olduğu ve kendimizin gezmesine pek vakit olmayacağı için yarım saatliğine ufak bir çevremizi ve Mısır nargilelerini(!!) tanıyalım turu yapalım dedik... Resepsiyona yakında nargile cafe olup olmadığını sorduk.. 5-6 bina solda Adams Cafe var diyince de attık kendimizi sokağa...:) Tabi önce hangimizin bu kendini atma işini yaptığı malumunuz..;)Yolda önce kafeyi bulamadık. Bir markete sorduk. Görevli çocuk gayet yardımsever bir şekilde bizi kafeye kadar götürdü. Ama saat gecenin 1i olduğundan servisi kapatmışlar. Hemen yan binada Lords Inn varmış oraya götürdü bu sefer. Sağolsun çok yardımcı oldu, biz de yine bir Mısır klasiği olan bahşişlerimizin ilkini verdik..:) Nargile nasıldı diye merak edenler için not: Altan üzümlü nargile içti ve gaaayett beğendi..

...Sabah kahvaltısı otelde çok başarılıydı. Çeşit çeşit peynirler, salamlar,reçeller, hamur işleri..Yenmeyecek hiçbir şey yoktu..İlgilenenler için otelimiz:
www.radissonblu.com/hotel-cairoheliopolis

Kahvaltı sonrası saat 8.30da panoramik Kahire turu için hareket ettik.İlk durağımız Enver Sedat için yapılan piramit. Mısır'da Firavunlar döneminden sonra hiç piramit yapılmamış. Ta ki Enver Sedat bir suikaste kurban gidene kadar. İşte o zaman tam da öldüğü yerde onun için bir piramit yapmışlar..




Kahire çok pis bir şehir. Binalar tuğlalı olarak duruyor yani boya moya hak getire birçoğunda...
Otelimizin olduğu Helipolis bölgesi buranın elit bölgesiymiş..
İlk durağımız papirüs dükkanı..Pronto Tur'un anlaşmalı olduğu papirüsçü Leydi Diana'nın sevgilisi olan Dodi El Fayed'in ailesininmiş..
Papirüs bitkisi Mısırlılar için çok önemli. Tepeden bakıldığında güneşin ışınlarını gösteriyor. Sapı ise piramit şeklinde ve hayatın sonsuzluğunu gösteriyor. Önce bitkinin sapı kesiliyor, merdane ile düzleştiriliyor ve suya konuluyor. Beyaz yaprak isteniyorsa 6 gün, kahverengi isteniyorsa 14 gün bu suda kalıyor. Sonra yatay ve dikey olarak düz alana diziliyor ve pres makinasına konuluyor. Yine aynı şekilde 6-14 gün makinede bırakılıyor. Sonra üstü istenilen desende boyanıyor.. Her papirüsün bir hikayesi var.


Kahire'de vaktin çoğu trafikte geçiyor ve kimsenin acelesi yok. Korkunç bir trafik var.. İstanbul'dan beter diyebilirim...
Öğle yemeğimizi Nil kıyısında Imperial isimli bir gemi restoranda yedik. Açık büfe ve gayet lezzetliydi.. Kim demiş Mısır'da aç kalırsınız hiçbir şey yiyemezsiniz diye..;)

Daha sonra Selahattin Eyyubi tarafından inşa edilen Citadel kalesini, Mohammed Ali Cami ve Al Nasır Mohammad Camisini gördük.. Burada bir ara Altan caminin fotoğrafını çekerken Mısırlı satıcılardan biri arkamdan "Sophia Loren?Heyy? signora.." diyordu ama ne sattığına bile bakmadım yapışmasın diye..;)

Aşağıda ilk gördüğünüz fotoğraf Al Nasır Mohammad Cami,ikincisi Mohammed Ali Cami ve üçüncüsü Citadel kalesi, son 2 fotoğraf ise yine Mohammad Ali Cami ne ait..

Kalenin ve camilerin bulunduğu yer Kahire'yi tepeden gören bir manzaraya sahip..
Eski Kahire turumuzun bir sonraki durağı Hıristiyan mahallesi...Eski Kahire bölgesinde 3 dine ait ibadethanelerden birer tanesini (cami,sinagog,kilise) ve havada asılı kiliseyi görüyoruz.. Efsaneye göre Hz. Meryem,Hz. İsa'yı doğurduktan sonra ülkede 2 yaşından küçük erkek çocukları öldürme fetvası verildiği için Mısır'a kaçmış. Burada gördüğümüz,çatısı Nuh'un gemisine benzeyen kiliseye gelmiş, alt kattaki mağaraya inmiş ve İsa ile birlikte ortadan kaybolmuş. Yine efsaneye göre buradan girip Filistin'den çıkmışlar...
İşte sol tarafta gördüğünüz merdiven de bu mağaraya doğru inen merdivenmiş...
Bu gezi bizi epey yordu. Bütün gün yürüdük neredeyse... Yemek öncesi vakit geçirmek için 4 yıldızlı otel olan(turumuzda farklı kategorilerde oteller vardı, burası bizim bir alt kategorimiz..) Cataract Pyramids Otelin bahçesinde çay,nargile molası verildi.. Sonra yemek için El Ezba Nubian Köyü'ne gittik.
Burada hem bahşiş hem de fotoğraf çektirilsin diye küçük bir kızın kucağına keçi vermişler, oturtmuşlar mekanın ortasına.. kız çok sevimliydi, Altan sürekli fotoğraflarını çekti..:)

Yemekler çok lezzetliydi.. Masanın ortasına küçük bir mangal getiriyorlar ve sürekli etler, kanatlar gelip gidiyor. Ayrıca çeşit çeşit mezeler de ortada ve bittikçe isteyebiliyorsun.. Burada rehberimizin tavsiyesiyle Omar Hayyam şarabı içtik ama çok sevdiğimizi söyleyemeyeceğim. Tavsiye etmem yani;)

Yemeklerin bitmesine yakın program başladı. Önce bir dansöz çıktı ama ne dansöz.. Açıkçası Türkiye'de sokaktan herhangi bir kızı çevirsen daha iyi oynar eminim.. Kütük gibi bir kızcağızdı.. Duruyordu resmen..1-2 sağa sola göbeğini atma çabaları vardı tabi ama pek başarılı olduğu söylenemez..;) Masalara da çıkıp bahşişleri topladıktan sonra sıra gelmişti Tennure gösterisine..Tennure gösterilerinin temeli Mevlevi semalarına dayanıyormuş. Tennure google dan bulduğum bir açıklamaya göre teni nurlandıran elbise demekmiş. Semazenlerin giydikleri beyaz elbisenin adı olmakla birlikte kefeni de temsil ettiği yazıyor araştırıldığında. Mısır'daki bu gösterilerde giydikleri tennureler ise semazenlerden farklı olarak çok renkli. Gösteriyi yapan arkadaşlar sonuna doğru ellerine aldıkları bir kat etekleriyle (bir kat diyorum zira o etekleri ellerine aldıklarında alttan başka etek çıktı;)) masaların arasında dolaşıp bizlerle fotoğraf çektirdiler.. O an aklımdan geçen "ya bu acaip hızlı çevirdikleri etekleri kafamın üstünde çevirirken düşürürlerse.." idi...


Veee gecenin son aktivitesi Piramitlerde ses ve ışık gösterisiydi..Çok güzel bir gösteriydi. Biz tripod kuracağımız için arka taraftaki kafede oturalım dedik ama adamlar para istiyorlarmış çok komik.. Kişi başı 50 pound'a 2 içecek veriyorlardı. Gereksiz para vermek içime oturdu ama çok güzel fotoğraflar çıktığını görünce iyi ki burada oturmuşuz dedim doğrusu..:)


8 MART 2010

Saat 8.45te otobüsümüze bindik ve bugünkü gezimize başladık...
Önce piramitlere gittik.. Nasıl yapıldıkları hala bilinemeyen dev yapılar. İnsan hayrete düşüyor resmen. Buralarda satıcılar akıl almaz derecede yapışkanlar. Kafana poşu takıp hediye diyorlar ama 2 dak sonra para vermezsen kafandan geri alıyorlar..:) Acaip rahatsız edici. Birini atlatsan diğerinden kaçamıyorsun. Piramitleri önce çok yakından, sonra biraz daha uzaktan, en son da panoramik olarak görüyorsunuz. Sonra Sfenks i de yakından görüp bu muhteşem yapılardan uzaklaşıyorsunuz..

Burada piramitlerin en bilinenleri Keops, Kefren ve Mikerinos görülüyor. Herbiri ismini aldıkları firavunun mezarı için inşa edilmiş.

Piramitlerin bulunduğu bu bölgeye Kahire'de Giza Bölgesi deniyor.

Keops Piramidi şimdiye kadar zarar görmeden ayakta duran, Dünya'nın yedi harikasından biri. Bu piramidin Mısır firavunu Khufu adına bir anıtsal mezar olarak inşa edildiğine ve yapımının 20 yıl sürdüğüne inanılıyor. Keops 145,75 metre yükseklikte.

Kefren, Keops'un oğlu. Boyu 143,5 metre. Bu piramidi babası için Mikerinos yaptırmış. En önemli özelliği piramidin en üst bölümündeki koruyucu kaplamaların günümüze kadar bozulmadan gelmesi.En üstündeki taş 36 tondur ve bu taşın oraya nasıl konduğu hala çözülememiş.

Mikerinos piramidi 66,5 metre. Giza piramitlerinin en küçüğü. Mikerinos öldükten sonra oğlu Shepseskaf tarafından bitirilmiş.

Piramitlerin nasıl yapıldığına dair hala sırlar bulunmakta. Herbiri 20 ton olan taşlardan inşa edilmiş ve bu taşların bulunabileceği en yakın mesafe yüzlerce kilometre uzaklıkta. Bu taşların oradan bu bölgeye nasıl getirildiği hala varsayımlara dayanıyor. Piramit, kimin adına yapıldıysa , o firavunun mezarının bulunduğu odaya yılda 2 kere güneş girmekte.(doğduğu ve tahta çıktığı günler)

Sfenks ise Kefren'in mezarı için yontulmuş. Sfenks Mısır dilinde "yaşayan görüntü" anlamındadır. Kafası firavunun kafasının şekli, gövdesi ise uzanan bir aslan şeklinde bir heykeldir. Giza Sfenksinin pençelerinin arasında bir tapınak yeralır. Doğan güneşi ve firavun için yeniden dirilişi temsil eder. Biz Türkler için ise kafası ortak bir görüşle Bülent Ersoy'a benziyor.:)))

Burada Mısırlı çocuklar tarafından çok ilgi çekiyoruz.. Hemen hepsi bize el sallıyor, konuşmaya çalışıyorlar. Hatta turdaki sarışın bir bayanı öpmek için neredeyse sıraya giriyor ve öpünce çok seviniyorlar..:) Kime benzettiler kimbilir..;)
Yürüyerek yine Fayed ailesinin parfüm mağazasına gidiyoruz. Burada bildiğiniz tüm parfümlerin esansları satılıyor. Kendi içlerinde, yani başka ülkelere vermedikleri kokuları da yok değil.. Lotus bunların içinde bence en güzel ve özel olanı.. Bu esansları ister o şekilde sürüyorsunuz isterseniz bu işi bilen yerlerde alkol kattırıp kullanabiliyorsunuz..Aynı zamanda banyo yağı olarak da kullanabiliyormuşunuz..


Buradaki esans olarak satılan kokulardan bazıları ve bunların tüm dünyada bilinen adları aşağıda görülebilir:

*Tut Ankh Amon-- CK1

*Queen Hatshipsut-- Escape

*Omar Khayyam-- Jean Paul Gaultier

*Royal-- Jadore

*Queen Cleopatra-- Poison

*Christmas Night-- Davidoff Cool Water


*Five Secrets-- Chanel No:5

*Flower Of Sakkara-- Kenzo Flower

*Aida-- Angel

*Harem Perfumes-- Gucci Rush

* Nefertity-- Chanel Chance

* Thousand&one night-- Hugo Boss

* Ramses-- Aqua Di Gio

*Omar el Sherif-- Armani





Öğle yemeğimizi Tivoli Restoran'da yedik. Yine açık büfeydi ve özellikle mezeleri çok lezzetliydi. Babagannuşuyla ünlü bir yermiş burası da..Balık gayet güzeldi..

Yemek sonrası Kahire Müzesi'ne gittik,trafik rezaletti. Buraya fotoğraf makinesi almıyorlar. Mısır tarihine ait birçok parçayı burada görmek mümkün. Tutankamon'un mücevherleri, hazinesi de burada ama Mısır'a ait birçok eseri İngiltere ve Fransa almış. Birçok parça da oralardaymış.

Müzeden sonraki durağımız Khan El Halil çarşısıydı. 2 saat serbest zamanımız vardı ama müze sonrası çok yorulduğumuz için önce dinlenip sonra gezerek otobüse doğru gitmeye karar verdik. Rehbere sorarak Necip Mahfuz'un oturduğu cafeyi bulduk. Necip Mahfuz,Arap dünyasının Nobel ödüllü edebiyatçısı. Burada nargile ve naneli çay içilirmiş,e biz de içiyoruz tabi ki;)

Nargile ve çay molasından sonra çarşı içine dalıyoruz. Burası bizim Kapalı Çarşı,Eminönü tipinde bir yer. Herşeyi bulmak mümkün. Kıyafet,kumaş,hediyelik eşya,kuyumcular.. Tek sorun satıcıların aşırı, abartılı derecede yapışkan olmaları. Türk olduğumuzu çoğunlukla hemen anlıyorlar. Bazıları Altan'a "Lucky Man!!" diye bağırıp durdu.Bir tanesi açıklama da yaptı. "Your wife is beautiful.."..E tabi bizim Türk erkeklerine Alman,Rus,İsveç,Norveç kızları nasıl farklı geliyorsa biz de Mısırlılar için farklıyız. Hele bir de hem Müslüman hem de beyaz tenli olunca..:)

Çarşıyı gezip otobüse geldiğimizde kafamın kazan gibi olduğunu farkettim. Tüm o satıcıların gürültüsü acaip yoruyor insanı..

Kahire'deki son akşam yemeğimiz Nil nehrinde seyir halinde bir teknede.. Şarkılar, dansöz ve yine tennure vardı. Bolca Tarkan çaldılar ve tüm Japonlar tabi ki ortada dans halindelerdi..:) Tennureleri izlemedik ve geminin tepesine açık havaya çıktık. Gece Nil Nehri'ni izlemek çok keyifliydi.. Saat 10 gibi de otelimize geldik. Yarın sabah otelden çıkıyoruz ve öğleden sonra 7 saatlik bir yolculuk sonrası Sharm El Sheikh'e varmış olacağız inşallah..

9 MART 2010

Sabah önce odamızı boşalttık. Kahvaltı sonrası da 8.30da otobüsümüz bizi almaya geldi.45 dakika yolculuktan sonra Firavun Köyü'ne geldik. Burası Eski Mısır'da yaşamı canlandırmalarla anlatan bir köy.Buradaki en gereksiz turdu diyebilirim... Daha sonra da Nil Nehri'nde fellukalarla 30dakikalık huzur dolu bir yolculuk yaptık...Ne trafik sesi ne korna,ne gürültü...

Veee Kahire'deki son öğle yemeğimizi de yedikten sonra 13.45 gibi çevre yoluna çıktık ve Sharm'a doğru gitmeye başladık. Yolda 2 kere mola verdik. Mola yerleri rezaletti. Gerçi en iyileriymiş..:) Tuvaletler çok pisti ve girişte 1 Mısır Poundu almadan içeri sokmuyorlar. Sharm'a giderken Süveyş Kanalı'ndan geçtik.. Bu arada burada ilginç bir uygulama var; otoyollarda 50-60 km de bir kontrol noktaları var. Şöyle ki; bu noktalarda polisler var. Yaklaşan araba,otobüslerin içnie bakıp kişi sayısını kontrol ediyorlar ve bir sonraki kontrol kontasına haber veriyorlar. Güvenlik için.. Yani "40 kişi buradan sağ salim geçti" diyorlarmış.. Çok komik..:)

Akşam 20.30 gibi Sharm'dayız. Önce kısa bir panoramik turun ardından otelimize gidiyoruz. Otelimiz Domina Coral Bay(http://www.dominacoralbay.com/). Şimdiye kadar gördüğüm en büyük alana sahip otel. İçeride dolmuşlarla gidiyorsunuz her yere. Odayı bulmak biraz zor ama çok güzel bir tesis. Odamıza bavulu bıraktığımız gibi kendimizi dışarı, Naama Bay'e atıyoruz. Naama acaip hareketli ve kalabalık bir yer.Bir sürü dükkan, çarşı,cafe,bar,restoran var. Friday's, Hard Rock,Little Buddha gibi..

Yolda yine acaip ısrarcı Mısırlılar... Bu arada rehberimizden taksilerle ilgili bilgi aldık. Naama'ya 20 Pound'dan, Old Market'e 40 Pound'dan fazla vermeyin dedi.. Taksiciye yaklaşıyorsunuz, Naama'ya gidicem, ne kadara? diye soruyorsunuz. Adam 150 Pound diyor mesela. Yok diyip arkanı dönüp yürüyorsun,anında fiyat iniyor ve 50 pound diyor..yine olmaz dersen sana soruyor,20 diyorsun,no no diyor sen dönüp gidiyorsun o sesleniyor bu sefer OK,OK:)) bu pazarlık 5 dak falan sürüyor,çok komik bir süreç..:)

İşte size Naama dan nargile cafe manzaraları. Nargile cafe olmaktan çıkmış hepsi birer gece kulübü olmuşlar vallahi..:)

10 MART 2010

Her zamanki gibi sabah 7de kalkıyoruz. Turla gitmenin en kötü yanı bu sanırım. Kahvaltı sonrası 8.30 gibi lobide buluşuyoruz ve önce cam dipli tekne turu için otelin iskelesinden tekneye biniyoruz.. Altı cam bir teknenin kenarlarına oturuluyor ve denizin altını izleyerek geziliyor 1 saat. Sharm, dünyanın sayılı dalış merkezlerinden ve denizdeki mercanlar,rengarenk balıklarıyla ünlü. Bu gezi esnasında insan beynine benzer kocamaaann bir mercan gördük..İnanılmazdı..

Kısa da bir yüzme molasından sonra iskelede indik, 2 saatlik bir boşluğumuz var. Hemen denize iniyoruz. Deniz epey serince hele de güneşlenip girerseniz buz gibi geliyor ilk başta ama sonra alışıyor insan. Ve şimdiye kadar gördüğüm en tuzlu deniz. Gözlerimizi acaip yaktı...

Öğleden sonraki aktivitemiz ATV safari.Oradayken bir daha giyilmeyecek bir kıyafetimizi giymemizi tavsiye ettiler. Çünkü her tarafımız toz oluyormuş..

ATV safari acaip keyifli bir aktivite. Zaten ne zamandır İstanbul'da da yapmak istiyorduk.. Hoşumuza gitti.. Başımıza iyice toz toprak olmasın diye poşu bağladık ve 2 saate yakın bir süre Sina dağlarının eteklerinde çölde gezdik.. Arada bir bedevi çadırında çay molası verdik. Bedeviler küçük bardaklarda çay ikram ettiler.. Çayların hepsi şekerliydi.. Adamlar şekerle uğraşmamak için herhalde hepsini şekerli yapmışlar..:)

Eh burada toz toprak içinde kaldıktan sonra otele döndüğümüzde tabi ki ilk işimiz kendimizi denize atıp temizlenmek oldu.. Mart ayında denize girmek, üstelik de 40 derece sıcakta girmek, İstanbul'da havanın soğuk ve yağmurlu olduğu düşünülünce acaip keyifliydi.. :)Duşumuzu alıp yemeğimizi de yedikten sonra tabi ki eğlenceye yani Naama Bay'e gittik. Önce nargile cafede oturduk, niyetimiz buradan sonra Hard Rock'a gitmekti ancak güneş tüm enerjimizi almış olacak ki ikimiz de yorgun düşmüştük ve otelimize dönmeyi ve uykuyu eğlenceye tercih ettik..

11 MART 2010

Bugün tüm gün tekne turundaydık.. Ras Mohammed Ulusal Park'ına gittik.. Çok eğlenceliydi ve dahası.. deniz muhteşemdi.. Balıklar çok tatlılardı.. Yüzerken kolunuzun,bacağınızın etrafında yüzlerce balık geçiyordu.. Başta biraz ürktüm dokunduklarında ama sonra keyfine vardım..:)
Bütün gün deniz, güneş, balıklar ve tekne.. Daha güzeli var mı?:) Tatildeyiiiizzzz..:)


Öğleden sonra 4-5 gibi otele döndük.. Bu sefer denize kadar gitmek zor geldi biz de havuza girelim dedik ve havluları serip hemen havuza girdik.. Ve şok olduk.. Havuz havuz değil, sanırsınız hamam.. Bütün gün güneşten ısınmış hatta kaynamış.. O derece sıcak bir havuzda yüzmek çok da keyifli değildi ama yine de aşağıda da görebileceğiniz gibi gayet eğlendik:)
Dün akşamki serbestlikten sonra bu akşam yine özel bir gösteriye gittik. Alf Leila Wa Leila.. veya Ah Leyla Vah Leyla:)
Burası kocamaaann bir Arap Sarayı şeklinde yapılmış bir tesis. İçinde çeşitli dükkanlar, kafeler var. Bir de gösterilerin yapıldığı alanlar var. Saray çok güzeldi evet ama gösteriler için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.
İlk gösteri Mısır tarihinin, piramitlerin,firavunların anlatıldığı ışık gösterisiydi. Ve çooooooooooookkkk sıkıcıydııı... Neredeyse gözlerim kapanıyordu diyebilirim. Normalde bizim grup için özel bir salon ayırmışlar ve türkçe anlatım vardı ancak salon çok sıcak ve küçük olduğu için ve camların arkasından fotoğraf çekilemeyeceği için dışarı çıktık. Orada da italyanca anlatıyorlardı. Altan fotoğraf çekerken anladıklarımı anlatmaya çalıştım. Eh, bazen tüm cümleyi çevirebildim, bazen bir cümle içindeki tek bir kelimeyi anlayıp çevirebildim.. Ama sanırım kocacım birşeyler anladı ne anlatıldığıyla ilgili;) Ben de hala az da olsa italyanca konuşmayı anlayabildiğim için mutlu oldum..:)


Bu hikaye olayından sonra da atlarla bir gösteri yaptılar ama o sırada ben çoktaaann uyumak üzereydim ve bitse de gitsek diye düşünüyordum..
İlk gösteri bittikten sonra sıra gelmişti dansöz, tennure ve zenne gösterilerine. Buradaki dansöz Kahire'dekinden daha iyiydi nispeten ama tennureler 3.kez izleyince biraz sıktı. İlk kez izlediğimizde ilgi çekiciydi oysa ki.. Zenne ise çok komikti. Bir erkeğin göbek atması gerçekten çok komik görünüyor bence..

Otobüslere bindiğimizde herkesin gözünden uyku akıyordu..Eee bütün gün gezip,enerji harcayıp bir de üstüne saat gece 12.30 olunca;)


12 MART 2010

Buradaki son tam günümüzde yine çok eğlenceli bir aktivite var.. 4x4 Jeeplerle çölde safariiiiiiiiiii..!!!! Otelden her biri 8 kişilik jeeplerle gruplara ayrılıp yola çıktık. Rehberimiz gençler ve fotoğraf çekecekler benim arabaya gelsin diyince gruptaki tüm gençler doluştuk.. Arada Kıbrıs'lı bir arkadaşın annesi de kaynadı tabi mecburen,oğlu uğruna..:)Çünkü yolun başındayken henüz nasıl bir yolculuk olacağını bilmiyorduk. Sina Dağı'nın eteklerine gelipte çöle adımımızı attığımız ilk anda bizim jeepin hareketleri diğerlerinden farklılaştı, hatta konvoydan koptuk bir ara.. Kum tepelerine çıkıyoruz sonra son hız aşağı iniyoruz, patinaj yaparak çölde ilerliyoruz falan:) jeepin içindeyse herbirimiz karşımızdakiyle neredeyse yer değiştiricez her sarsıntıda..:) Bir ara rehberimiz araçtan indi fotoğraf çekmek için, bizim şoför de bir kum tepesinin tam ortasında durdu, adama poz verecek ya;) ama görseniz jeepin ön tekerleri havada, arka tekerleri de havada ve biz sallanıyoruz.. Herkes deli gibi gülüyor ve merakla bekliyordu. Rehberimiz "Hazırım!" işareti verdikten sonra bizim eleman önce biraz geri gidip sonra gaza bir bastı ve yokuş aşağı öyle bir hızla inip öyle bir frenle durdu ki anlatamam.. Yaşamanız lazım..:))
Veee iştee huzurlarınızdaaa çöl modasııııı.....

Arada ufak molalar da vererek Mavi Delik denen yere geldik.. Geldik derken uzakta görünüyordu araçlardan indiğimizde.. Yolun bundan sonraki kısmında 15-20 dakika deveyle seyahat edecektik. Deveye binmek istemeyenler ise jeeplerle devam deceklerdi. Herkes bineceği devenin ve deveyi tutacak olan kişinin yanına verildi. Bizim çocuk (evet yanlış okumadınız, resmen 12-13 yaşında falandı) develerin yanına götürdüğünde bizi,Altan'ın bineceği devenin epey bir asi olduğunu farkettik, biraz tedirgin olduk nasıl olacak acaba diye.. Ve tüm grup başladık konvoy halinde develerle ilerlemeye.. Deve ilk ayağa kalkarken acaip kötü oluyor insanın içi, sonra giderken alışıyorsun ama.. Bizim develer biraz asiydi sürekli bağırıp çağırıyorlardı, hatta bir ara Altan'ın devesi ipini koparttı ve özgürlüğünü ilan etti. İşte ben o dakikalarda çığlık çığlığa bağırıyordum:)

Bu yolculuğun sonunda ulaştığımız Mavi Delik birçoklarına çok salaş geldiğinden insanlar denize girmek istemediler. Burada daha kıyıdan itibaren mercanlar vardı ve deniz çok sığdı, mecburen bir deniz ayakkabısı aldım ayağımı kesmesinler diye ve başladık şnorkelle yüzmeye.. Deniz muhteşemdi, deniz şimdiye kadar gördüklerimiz içinde en iyisiydi. Her yer mercan kaynıyordu, ama tam ortalarda bir yerde masmavi, hatta laplacivert;), kocaman bir boşluk, delik vardı.. Meğer oraya meteor düşmüş..:) Ama şnorkelle balıkların ve mercanların arasından yüzerken kendini öyle kaptırıyorsun ki bir anda deliğin oraya geldiğinde sadece boşluk görüyorsun ve acaip ürküyorsun.. Sonsuzluk hissi, dibi görünmeyen bir boşluk.

Burada şimdiye kadar Mısır'da yediğimiz en kötü yemeği yedikten sonra da Dahab isimli bir sahil kasabasına doğru yola çıktık. Dahab ufacık, şirin bir sahil kasabası. Sessiz, sakin bir yer.. Burada serbest zaman sırasında hem gezdik, hem bir yerlerde oturduk. Son günümüzün son aktivitesinin keyfini çıkarttık, tatil bitiyor diye de üzüldük tabi..:(



Buradan ayrılmak üzere jeeplere bindiğimizde ise bir grup kız musallat oldu,Altan tam fotoğraflarını çekerken kızlar para istediler tabi ki..2 fotoğraf için 5 pound..:) Altan da verdi ve çekmeye başladı ama içlerinden bir tanesi uyanık çıktı ve sesten daha fazla çektiğini anlayıp daha fazla para istedi. Allahtan o sırada jeep hareket etti de kurtulduk..:)
Son akşamki faaliyetimiz de yemek sonrası turda tanıştığımız Songül ve Ozan ile Old Market'e gitmek oldu.. Old Market, Naama'dan daha sakin bir çarşı. Birkaç cafe var sadece. Onun dışında hediyelik eşya dükkanları, bakkal, kasap,manav falan var.. Buraya giderken takside ve burada dükkanlarda birşey dikkatimizi çekti;radyoda Kur'an okunuyordu. Bir dükkanda adama nedenini sordum, önce cuma günü olduğu için olduğunu sandım ama adam hayır dedi, kandil mi dedim, yoo dedi.. Sonra başladı anlatmaya: "Biz Sharm'dakiler Mısır'daki diğer yerlere göre daha dindarızdır çünkü buraya çok turist geliyor, Ruslar,İtalyanlar.. Onları tüm gün gördüğümüz için akşamları da Kur'an dinleriz".. bu cümleden sonra koptuk zaten.. Bu arada dindarlıktan bahsetmişken Mısır'da çoğu erkeğin alınlarının ortası ya kabuk bağlamış, ya iltihap kapmış, ya mosmor.. Eskiden tarikatlar varmış ve bu tarikatlara üye olanlar halk arasında avantajlı oluyorlarmış çünkü herkes onların dükkanından alışveriş yapıyormuş. Ancak daha sonra herkes bir tarikata üye olunca bir getirisi kalmamış ve bu sefer kim daha müslüman diye bakmaya başlamışlar. Bu da şöyle ölçülüyormuş: namaz kılarken kim kafasını daha çok yere değdirirse,o daha iyi müslüman demekmiş bu arkadaşlara göre..:) Dolayısıyla hepsi onu ispat etmek için kafaları yere vurup duruyorlarmış.. Bu sebeple de kabuk bağlıyormuş:)) Duyduğum en saçma şeylerden biriydi diyebilirimm....!!


Sharm gecelerine hoşçakal diyip otelimizin yolunu tuttuk.. Odayı öğlene doğru 11 de boşaltıp 12de otelden havaalanına gidiyor olacağız. Mart ortasındaki son deniz keyfimiz için yine sabah sanki tur varmış gibi 8e doğru kalktık ve önce kahvaltıya, oradan da denize indik.. Otelimizin iskelesinden denize girdiğimizde de heryer mercan ve rengarenk balık kaynıyordu.

Son deniz, güneş sefamızı da yaptıktan sonra "Hoşçakal Domina, Hoşçakal Mısır..." diyerek alana doğru yola çıktık..

İstanbul'a indiğimizde havanın soğuk olduğunu görmek biraz can sıkıcıydı ama hiçbir şey keyfimizi bozamazdı..

Mısır bence imkanı olan herkesin kesinlikle görmesi gereken bir yer. Zamanında medeniyetin beşiği iken, bir çok matematikçi, uzay bilimci yetişmişken nasıl olup da bugün gördüğümüz kadar geriye gittiklerini anlayabilmek imkansız. Acaba rehberimizin dediği gibi sıcak, insan beynine iyi gelmiyor mu gerçekten? :).. Mısır dönüşü, orada edindiğimiz bilgilerin de ışığında, gelecekte bir gün, bu sefer Nil Nehri'nde gemiyle gezip, Aswan,Luksor taraflarına gitmeye karar verdik. Kimbilir ne zaman olur tabi ama.. Elbet bir gün...:)

Not: Daha fazla fotoğraf için Altan'ın bloguna bakabilirsiniz... http://altanyaman.blogspot.com/p/msr-iskenderiye-kahire-sharm.html

22 yorum:

Adsız dedi ki...

Çok güzel. Tebrikler.

Adsız dedi ki...

Duygucum bloğunu okurken mısır gezisini yeniden yaşadım:)Eline sağlık.Artıkın darısı Luxor,Aswan Hurgadaya...
Altan

Adsız dedi ki...

Su kushum nasilsiniz?biz sizleri cok ozluyoruz umarim duz yaziram dilerim inshallah Luxora Aswana da gitmek nesib olur optum azeri arkadashiniz Irade

seymah dedi ki...

merhaba duygu Hn

Bende aynı tur ile 2 ay sonra turu yapmayı planlıyorum bu tur şirketinden mennun kaldınız mı? özellikle otellerden sheraton ritz carton gibi otellerde varmıi sharm da oralara mı gitmemizi önerirsiniz yoksa domino dan memnun kaldınız mı?

sizin yazınız okuduktan sonra arkadaşlarımı da gitmeye ikna ettim ellerinize sağlık

seymah dedi ki...

Merhaba,

Benim aklımda hep bir Mısır turu vardı fakat yazdıklarınızdan çok etkilendim ve beni daha çok motive etti.Agustos 14 de gitmeyi düşünüyorum...Yazınız için ellerinize sağlık

Duygu Yaman dedi ki...

Merhaba,
Pronto'dan çok memnun kaldık. Herşey saat gibi işledi. Aksama hiç olmadı.. Sharmda Sheraton var ama Domina çok daha iyi bir konumda.. ve daha güzel görünüyor. Denizi muhteşem.
Sayemde arkadaşlarınızı ikna ettiyseniz çok sevindim..
Yalnız Ağustos ayı Mısır için fazla sıcak bir dönem. Martta bile sıcaklık 40-50 dereceydi, yazın 60ı bulduğunu söylediler. Bence Şubat-Mart gibi gitmek daka iyi olur ama tabi siz bilirsiniz.

Adsız dedi ki...

elinize sağlık. anlatım güzel olmuş. bir turun reklamı anca bu kadar yapılabilirdi.

UfukArt dedi ki...

Merhaba Duygu hanım. İskenderiye hakkında araştırma yapıyorum. Bana İskenderiye hakkında bilgi verebilir misiniz? Örneğin; Trafik durumu, yol durumu, ulaşım, toplu taşıma gibi...

Duygu Yaman dedi ki...

Merhaba,
İskenderiye'de sadece 4-5 saat geçirdik biz. Kalmadan Kahire'ye geçtik.Ama trafikle ilgili genel olarak Kahire'deki kadar kötü olmasa da epey bir yoğunluk sözkonusuydu gördüğüm kadarıyla. Biz turla gittiğimiz ve sayılı zamanımız olduğu için tur otobüsüyle gezdik, toplu taşımayı kullanmadık.
Mısır'da genel olarak kimsenin acelesi olmadığı için trafiğe de bu yansıyor. Saatlerce trafikte vakit geçirmek zorunda kalabilirsiniz genel olarak.

Adsız dedi ki...

Gayet teşvik edici olmuş,birşey sormak istiyorum.Tursuz,kendimiz gitmeyi düşünüyoruz tavsiye ediyomusunuz?

Duygu Yaman dedi ki...

Sharm için tursu gitmek sorun değil ama Kahire'de biraz sorun olabilir. Bizim turda ekstra turlara başta katılmayanlar oldu. Kahire'de kendileri gezmek istemişler ama 2.gün "yandım Allah!" diyerek geldiler turlara katılmak için. Dolandırıcılık falan çok olabiliyor gezme açısından.Ama tabi ki imkansız değil.

Şeymah Osoy dedi ki...

merhaba italya gezi yazınızı bulamadım roma ya gideceğim

Duygu Yaman dedi ki...

Merhaba,
İtalya ile ilgili eski yazılarımda kısa kısa birşeyler var ama İtalya'ya 3 kez gittim. Bu sebeple daha detaylı da bilgi verebilirim.
Turla mı gideceksiniz kendiniz mi?

Şeymah Osoy dedi ki...

Kendim tek basima gidecegim daha oncede sizin yazilarinizdan etkilenerek kahire sharm a gitmistim...Roma da republiccada terminiye yakin bi 3yildzli otelde kalacagim...4-9 mart arasi 5 gece kalmayi planliyorum...Ozel bir Turk rehberle gorustum ama oldukca yuksek bir fiyat verdi bana...

Duygu Yaman dedi ki...

Rehbere ihtiyacınız yok bence eğer yabancı diliniz varsa sorun olmaz. Bir harita alın ve yürüyerek gezin. Roma'da turistik yerlerin birçoğu yürümem esafesnide birbirine. Veya günlük metro bileti alarak metroyu da çok rahat kullanabilirsiniz. Zaten turistik yerlerin birçoğu aynı caddenin etrafında.. yarım gününüzü Vatikan'a ayırın. Vaktiniz kalırsa bir gün trene binip Roma'ya bağlı Tivoli'ye(1 saat uzak) gidebilirsiniz ama çok da şart değil,sonuçta 5 gününüz var. Huzurlu bir gün geçirmek için birebir. Trafikten uzak,yemyeşil,sakin.. Roma'da bilindik yerler haricinde daha az bilindik olan Villa Borghese'e gidebilirsiniz. Yazın bahçesinde gezmek çok keyiflidir ama kışın bilemiyorum tabi..Ben hep yazın gittim. Bir gün sabahtan trene binip Napoliye gidip pizzayı anavatanında yiyebilirsiniz. Roma'da en sevdiim yerlerin başında Piazza Navona gelir. Bu meydandaki bir cafede oturup bir öğlen yemeği yiyebilirsiniz. Meydanda ressamlar bütün gün resim yapar. Avrupa'nın birçok yerinde olduğu gibi burada da insanlar değişik kıyafetler giyip, makyajlar yaparak pandomim benzeri gösteriler yaparlar.

Şeymah Osoy dedi ki...

Cok tesekkur ederim...Napoliye gitmeyi zaten dusunuyorum eurostar hizli trenle ama sanirim gitmeden daha kesinlesmis olur..İngilizcem var en kotu ingiluzce gunu birlik turlar varmis onlara katilabilirim diye dusundum...cok tesekkur ederim

Adsız dedi ki...

Merhaba Duygu Hanım, yazınızdan ve fotoğraflarınızdan anladığım kadarıyla gayet eğlenceli vakit geçirmişsiniz. Ben de mayıs ayında Sharm El Sheikh'e gideceğim. Merak ettiğim konu ise giderken ne tür ilaçlar almalıyım yanıma, sivrisineklerin methini şimdiden duydum:)

Duygu Yaman dedi ki...

Merhaba,
Evet gerçekten çok keyifli vakit geçirmiştik. Biz çok özel bir ilaç almadık yanımızaa. Klasik, her seyahate çıkarken aldığım basit ilaçlar almıştık. Sivrisineklere gelince.. hiç aklımda öyle birşey kalmamış açıkçası.. Her tatil yerinde olduğu kadardı diye hatırlıyorum, ekstra bir fazlalık olsa hatırlardım sanırım..:)

Kaan Gencer dedi ki...

Duygu hanım öncelikle sizin bu gezi ile ilgili yazdıklarınızı çok önemli bulduk ve biz de balayı için düşünüyoruz ancak bu kadar ayrıntılı bir Mısır turu bulamadık bununla ilgili bize yardımcı olursanız seviniriz...

Adsız dedi ki...

mısır tur arkadaşlarınız olarak 3 yıl öncesi balayımızı tekrar yaşadık sayende duygucum. çok eğlenceli ve uyumlu bir ekiptik, rehberimiz ve seçtiğimiz tur acentesi de çok başarılıydı bence. paylaşım için teşekkürler... esma&erhan doğru

Duygu Yaman dedi ki...

Esmacim evet gercekten de tur her acidan mukemmeldi...hala ara sira simdi Misirda olsak deriz..hayatimda en eglendigim tatildi diyebilirim..anlata anlata kac kisiyi daha gonderdim bir bilsen:))

Adsız dedi ki...

Bu bilgiler ve espiri anlayisiniz icin tesekkur etmek istedim, cok faydali ve bilgilendirici oldu.

Guzel bir deneyim yasamissiniz, bizlerde dusunuyoruz.

Bu guzel bilgileri paylastiginiz icin tesekkurler.

Betul....