20 Nisan 2017 Perşembe

Berlin

Ben genelde tipik Akdeniz ülkesi insanıyım. Soğuk ülkeler pek bana göre değil. Gezerken üşümek istemem, keyifle, üstümde çok kalın kıyafetler, ağırlık olmadan gezmek isterim. Bu sebeple genelde yurtdışı gezilerimizi baharda veya yazın yapmaya dikkat ederiz. Ama ilk Moskova’da bozduk bu kuralı. Eh gitmişken kışını, o dondurucu soğuğunu yaşayalım demiştik. Berlin de 2. oldu bu anlamda.

1 Ocak 2016 sabahı havaalanına gittiğimizde uçağımızın kalkıp kalkamayacağından bile emin değildik çünkü İstanbul’da ciddi kar vardı. 2 saat gecikmeyle kurtardık neyse ki ve akşamüstü Berlin Schönefeld havaalanına indik. Pegasus Schönefeld Havaalanını kullanıyor. Ufak bir alan, depo görüntülü bir yer.

İlk kez bir pasaport kontrolünde görevlilerin detaylı sorularına maruz kaldık. Daha doğrusu Altan kaldı. “Neden geldin? Hangi otelde kalacaksın? Kaç gün kalacaksın? Dönüş biletin nerede, ben nereden bileyim döneceğini ?” gibi saçma sapan sorular sordular. Allahtan tedbirliydik , tüm belgelerimiz basılmış olarak bir dosyada duruyordu da sorunsuzca atlattık, biraz uzun sürse de..

Havaalanından dışarı çıktığınızda bekleyen hemen hemen tüm taksilerin şoförleri Türk. Türkçe konuşmalar havada uçuşuyor resmen. Hiç yabancılık çekmiyorsunuz. Aslında şehir merkezine giden shuttle a binecektik ancak malum rötarlı gidince daha fazla zaman kaybetmeyelim istedik ve atladık bir taksiye. Taksi şöförümüz Türktü tabi, Mustafa.. Sağolsun bize Berlin haritası bile verdi Türk misafirperverliğini göstererek.

Otelimiz: Motel One Potsdamer Platz. Meşhur Sony Center’ın da bulunduğu Potsdamer Platz’a 5 dakikadan daha az mesafede, Federal Meclis’in tam karşısında. Mall Of Berlin alışveriş merkezinin içinde olan çok güzel, temiz bir otel. Daha çok  butik otel gibi. Odalar küçük. Ama zaten büyük odayı ne yapacaksınız ki.. Şiddetle tavsiye ederim. Kahvaltısı da gayet başarılıydı. Bölge olarak Mitte bölgesi olarak geçiyor. Gezilecek turistik yerlere gayet yakın . Biz 2 gecesine 198 Euro vermişiz Ocak2016’da. (https://www.booking.com/hotel/de/motel-one-berlin-leipziger-platz.tr.html)

 

Odamıza bavulumuzu bırakır bırakmaz soluğu Potsdamer Platz’da kurulmuş olan ve 1 Ocak’ta son günü olan Noel Pazarı’nda alıyoruz. Almanya’daki noel pazarları malum hep çok beğenilir. Biz yılbaşı ertesinde gittiğimiz için sadece burası devam ediyordu, onu da son gününde yakaladık zaten.. Bu pazarın konsepti “Kış”. 

Girişte kocamaann bir kaydırak, sahte buz yapmışlar üstünde(halıdan ama acaip kayıyor), bir de bot veriyorlar. Tepeden aşağı kayıyorsunuz işte. Biz de bu aktiviteyi yaptık tabi hemen.. Epeyce sıra vardı ama çabuk ilerliyordu.. 



Sonra sırayla tüm standları, tezgahları gezdik. Eh acıkmıştık da..Kendimize bir tavuk şişli sandviç, bir de Almanların meşhur CurryWurst’undan yani köri soslu sosisinden aldık. 



Sıcak şarabı da unutmayalım tabi.. Çok şirin 2 cam bardakta sıcak şarap aldık ve pazarın içindeki masalardan birinde yemeğimizi yiyip şarabımızı içtik. Bu arada sıcak şarabın parasını öderken listede yazandan farklı bir rakam ödediğini farketmişti Altan ama üstünde durmadı. Bardakları çok beğenince bunları eve götürelim, geri vermeyelim dedik. Ama sonra farkettik ki o fazla ödediğimiz rakam zaten depozito :D . Adamlar baştan düşünmüş tabi bizim gibi uyanıkları.


 Karnımızı doyurduktan sonra başladık gece yürüyüşümüze. İstikamet Alexander Platz. Yürüyüş sırasında Berlin'de görülmesi gereken birçok yeri de görüyoruz tabi..

İlk durağımız Holocaust Memorial yani Katledilen Avrupalı Yahudiler Anıtı. Berlin'de hayatını kaybetmiş Yahudilere adanmış bir anıt mezar burası. 2711 tane beton blok var. Gece gece bu blokların arasında gezinmek biraz tüyler ürperticiydi doğrusu.


Hava epey soğuktu ilk gece ama meğer diğer günlere göre oldukça sıcakmış.. :) Sonraki günler telefonumda -16 dereceyi gördüm resmen. Moskova'da üşümediğim kadar üşüdüm diyebilirim Berlin'de..

İkinci durağımız Brandenburg Kapısı.. Acaip kalabalıktı çevresi. Herkeste bir fotoğraf çekme kaygısı tabi..:) Eksik kalmadık biz de..

Brandenburg Kapısı, birleşmiş özgür Berlin'in sembolü Wikipedia'ya göre. 5,5 yaşındaki oğluma bile Berlin'de ne var deseniz ilk söyleyeceği yerdir burası.. 

Yolumuza "Unter den Linden" yani "Ihlamurlar ağaçlarının altı" isimli cadde ile devam ediyoruz. Bu cadde boyunca çeşitli hediyelik eşya dükkanları görmek mümkün. Berlin'de ilginç bir durum sözkonusu bu dükkanlarla ilgili. Hepsinde aynı poşet var. Üstünde Berlin yazan siyah bir poşetle veriyorlar aldıklarınızı.. Standart yani.. :)

Alexander Platz'a doğru giderken tabi daha sonra gündüz de gezeceğimiz Berlin katedraline de iyi geceler demeden geçmedik..

Alexanderplatz'a kadar yemek için sabrettik çünkü amacımız burada bulunan, tipik bir Alman biraevi olan Hoffbrau Berlin'e gelmek ve akşam yemeğini burada yemekti.
Mekan nasıl kalabalık.. kapıda kuyruk vardı biz gittiğimizde ama 2 kişi olunca önümüzdeki kalabalık grubu atladık ve uzuuun bir masaya kuruluverdik. Yanımıza da 2 tatlı, yaşlı İtalyan bir çift oturmasın mı!!? Değmeyin keyfime.. Kan çekiyor herhalde.. :) bütün gece adamlarla İtalyanca sohbet ettim.. Teyzenin dediklerini anlamakta zorlandım açıkçası ama amca tane tane konuşuyordu..


Burada ben köri soslu sosis ve patates kızartması yedim. Altan ise spesiyal bir yemek olan domuz dizini denemek istedi.  Zaten mekandaki insanların büyük çoğunluğu onu yiyordu..

Ödediğimiz hesabın da fotoğrafını çekmişiz. Gitmeyi düşünenlere fikir olsun... Köri soslu sosis 8,90euro, domuz dizi yani Resche Haxe 15,90 Euro imiş..





Mekanda tipik Alman müzikleri çalıyorlar canlı olarak. Garsonlar da geleneksel kıyafetler giymişler. Ortam oldukça yerel diyebilirim yani.. :)



...Ertesi sabah ilk durağımız otele 10 dakika mesafedeki Checkpoint Charlie yani Charlie Kontrol Noktası oldu.Burası Doğu Berlin-Batı Berlin geçiş noktasıymış.2. Dünya savaşının bitiminden sonra bu noktada karşı karşıya gelen Sovyetler Birliği ve ABD askerleri16 saat boyunca tek bir kurşun atmadan karşılıklı beklemişler burada. O zamandan kalma bariyerler,Berlin Duvarı Anıtı da burada sergileniyor.  Nöbet tutan, eğlenceli askerler de var buradaki kulübede.




Etraftaki hediyelik eşya dükkanlarını da gezdikten sonra istikamet Topography Of Terror müzesi oldu bizim için. Hitler'in partisinin kuruluşundan yükselişine ve tabi ki düşüşüne kadar olan süreçte yaşananları etkileyici fotoğraflarla görebileceğiniz bir müze burası. Bence Berlin'e gelince muhakkak gidilmesi gereken bir yer. Hitler Almanya'sını, ırkçılığı iliklerinize kadar hissedebileceğiniz bir yer. Tabi anlattığı hikayeler dolayısıyla azıcık kasvetli..







 
 
Bütün bu görüntülerden sonra acilen neşelenmek için çok yakında bulunan, meşhuuur çikolatacı "Fassbender&Rausch" a gidiyoruz tabi ve kendimize nefis tatlılar ısmarlıyoruz.. :) Mekanın alt katı adeta bir müze ve çikolata marketi aynı zamanda.. Burada gördüğünüz herşey çikolatadan yapılmış. Brandenburg kapısı, uçak,gemi,  kurşun askerler,kilise.. ne ararsanız var..
 
 
 
 
 

 
Dondurucu soğuğa rağmen ısrarla yürümeye devam ediyor ve Müzeler Adasına doğru gidiyoruz.. İstikamet önce Berlin Katedrali yani Berliner Dom...Oldukça görkemli bir yapı.. Tabi ki bir St. Pietro değil ama.. :)
 
 
 
 
Bir de Berlin'i tepeden görebileceğiniz bir terası bulunmakta katedralin. Rüzgardan ve soğuktan yüz felci geçirmemek için çook uğraştık çook burada.. 
 
 
 
Gelelim Müzeler Adası'ndaki müzelere(Museumsinsel). Burası 1999'dan beri UNESCO Dünya Mirasları listesinde bulunuyormuş. 5 tane müzeden oluşuyor . Altes Museum(Eski Müze), Neues Museum(Yeni Müze), Alte Nationalgalerie(Eski Ulusal Galeri), Bode Museum, Pergamon Museum(Bergama Müzesi).. Aslında niyetimiz Bergama Müzesi'ne girmekti ancak tadilat vardı ve içeri almıyorlardı. Diğer müzeler de pek cazip gelmedi açıkçası vakit de kısıtlı olunca..Tam ne yapsak diye düşünürken nehir kenarında, çok sıra olmayan bir müeze gördük. DDR yani Demokratik Almanya Cumhuriyeti Müzesi. Sıkıcılıktan uzak, gezmesi keyifli bir yer bence burası. Müzede  duvar yıkılmadan önce Doğu Berlin'de yaşayan halkın o zamanlardaki gündelik hayatından kesitler ve eşyalar bulunuyor.Kullandıkları ev eşyaları, giydikleri kıyafetler,dinledikleri müzikler,bindikleri arabalar.. Herşey ama herşey burada..Dokunabiliyorsunuz eşyalara.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Müze çıkışı Alexander Platz'daki büfelerden birinden köri soslu sosis ve patates kızartmalarımızı alıp yolda yürürken atıştırıyoruz. Zira sıradaki görevimiz olan yeri bulmamız gerek.
 
Benim biraz manyaklığım var galiba. Herhangi bir blogda, bir sitede, rehberde gördüğüm bir binanın görüntüsünü çok sevdiysem, o binanın bulunduğu şehre gittiğimde muhakkak orası bulunacak ve görülecek. İşte Hackesche Höfe de bunlardan biri oldu benim için. Nerede gördüm hiç hatırlamıyorum ama çok sevimli geldi. Burayı görmem lazım dedim. Epey zor oldu bulmak ama tam vazgeçiyorken karşımıza çıktı birden. Sonrası.. mutluluk.. :)
Höfe Almanca avlu demekmiş. Bu avluda çeşitli kafeler ve tasarım butikler mevcut. Biz saat geç olduğu ve dükkanların çoğu kapandığı için bu avluya çıkan sokakların hepsini keşfedemedik ama sizin aklınızda olsun. Berlin'e giderseniz bence muhakkak uğrayın..
 
 
Eh artık güzel bir yemeği hakettik sanırım. Kırmızı Belediye  Binası'nın civarında, Nikolaiviertel mahallesinde güzel bir restoran bulduk kendimize. Reinhard's ismi..  Aslında hemen yanındaki başka bir restorana girecektik ama yer yoktu, biz de artık hem çok acıkmış hem de üşümüştük. Karşımıza burası çıktı. Ama pişman etmedi bizi. Gayet lezzetliydi yemekleri..Duvarlarda çeşitli aktör ve aktrislerin, filmlerin fotoğrafları var. Oldukça sıcak dekore edilmiş.
Sosisten bıkmış midelerimiz dana şinitzel ve bir Alman spesiyali olan Rinderroulade ile bayram etti resmen.. :) 
 
Yemek sonrası da birşeyler içmek için otelimize çok yakın olan Potsdamer Platz'daki Sony Center'da aldık soluğu..
Sony Center ,birçok mağaza, restoran, sinema salonu,ofisler,ufak bir Lego mağazası, Sony mağazasını içinde barındıran bir kompleks.

Yılbaşı dolayısıyla ışıl ışıl süslemişler her yerini.. Maviler, morlar..
 
 
 
Geceyi Lindenbrau isimli restoran, barda sonlandırdık. Altan tabi ki birasıyla mutlu mesut otururken ben içimi üşüten soğuğun etkilerinden kurtulabilmek için sıcak şarap içtim:). Vee işte tam bu noktada hayatıma "Glühwein mit Amaretto" yani Acıbadem likörlü sıcak şarap girdi. Giriş o giriş.. Artık evde de kışın vazgeçilmez içkilerimizden biri oldu kendisi.. Böyle bir lezzet yok gerçekten..
 
 
Berlin'deki son günümüz pazar olunca,  planımız yine gezilerimizin vazgeçilmezlerinden bit pazarına gitmek oldu. Mauerpark bölgesindeki bit pazarına gittik biz. Çok büyük değil ama oldukça güzel bir pazar.  Hediyelik eşyacılardakilerin yarı fiyatına Alman seramik bira  bardaklarından bir tanesini kapıyoruz hemen hatıra olarak. Bir de Altan kendine kemer tokası ve yine bir mağazada görüp beğendiği, marka bir şapkayı oldukça iyi fiyata alıyor.. Yaşasın bit pazarları!!! Burada bir de barakadan bozma bir bar da mevcut. İçeride  bir de soba var.. Ben de dahil herkes ayakkabıları, botları çıkartıp, ayaklarını sobaya doğru uzatmıştı burada.. Tabi yine sıcak şarap.. her zaman, her yerde sıcak şarap.. soğuğa birebir..
 

Ve geldik meşhuuuurrr Berlin Duvarı'na.. Yani Doğu Almanya'da yaşayanların Batı Almanya'ya kaçmalarını engellemek için yapılan, 46 km uzunluğundaki duvar. 1989 da yıkıldı. Şu an ise kalıntıları mevcut. Anıt niteliğinde sergileniyor.
 






 
 
 

 
Veee Berlin gezimizin son yemeği.. Tabi ki yine Currywurst yani köri soslu sosis ve patates kızartması.. Restoranın adını hatırlamıyorun açıkçası ama Alexander Platz civarında bir yerdi. Yine çok üşüyünce ilk bulduğumuz yere girdik. Zerre kadar İngilizce bilmeyen yaşlı bir garson teyzeyle bir şekilde anlaşıp siparişleri verdik ama restoranda ısıtma sistemi bozukmuş. Anlayacağınız yine üşümekten kurtulamadık.. :)
 
 
Havaalanına gitmeden önce son durak olarak da yine yeni yeniden Lindenbrau, sıcak şarap ve bira üçlüsü.. Evet doğru bildiniz biz burayı çok sevdik.. :)
 
 
 

 
Berlin'e gitmeden önce açıkçası her ikimizde önyargılıydık. Ama Berlin önyargılarımızı kırdı diyebilirim sanırım. Moskova'dan daha soğuk hissettiren rüzgarlı soğuğu haricinde sevdiğimiz bir şehir oldu.. Bu yüzden önerim  gidin ama kesinlikle kışın değil..
Berlin yazın güzel !!!!

Hiç yorum yok: